Ekonomi

Altın enflasyon verisi öncesi güçlü kalma çabasında

ABD Hazine tahvillerinde Fed’in faiz artırım hızına ilişkin beklentiler oynaklığı artırmaya devam ediyor.. UST 2Y getirisi %2.74 olurken, çok izlenen 10Y ralli yaparak %3.01’de kapattı. Para piyasası fonları, T-bono piyasalarındaki arz-talep dengesizliği nedeniyle kısa vadeli nakde park etmeye çalışırken, Fed’in ters repo imkanı 2,09 trilyon $ ile tüm zamanların en yüksek seviyesine yükseldi. Japon yatırımcılar, Nisan ayında art arda 6. ayda UST’leri boşaltmaya devam ettiler. Piyasanın dikkatinin Cuma günü açıklanacak önemli Mayıs enflasyon verilerine kaymasını bekliyoruz.

1 Haziran’dan itibaren Fed, likiditeyi harekete geçirmek için 9 trilyon dolarlık bilançosunu küçültmeye başladı. QT’nin 1 Haziran’da başlayacağının açıklandığı Mayıs FOMC toplantısında Fed, hedef oranı %0,75-1’e yükseltti. Merkez bankası, daha uzun vadeli faiz oranlarını korumak için son iki yılda niceliksel genişleme yoluyla kabaca 4,6 trilyon dolarlık Hazine ve ipoteğe dayalı menkul kıymetler satın aldı. QE olarak da bilinen süreç, banka rezervlerinde artışa neden oldu. Fed, bilançosundaki bazı bonoları diğer varlıklarla değiştirmeden vadesinde çevirmeyi planladığından, QT rezerv arzını azaltacaktır. Vadesi gelen kupon borcunun miktarı bundan daha az ise, tahvillerinin bir kısmını değiştirmeyerek açığı kapatabilir. Hükümet daha sonra, Hazine’nin Fed’e yatırdığı nakit bakiyesinden toplamı çıkararak vadesi gelen tahvili “ödeyecek” ve böylece parayı etkin bir şekilde ortadan kaldıracak. Enflasyon belirsizliğinin üst seviyelerde olması, temel senaryodaki ve ikinci turdaki bilanço indirimlerinin faiz artışıyla bileşik etkisini önemli kılmaktadır.

Yüksek fiyat baskıları ve ekonominin faiz artışına dirençli olduğu sinyali veren veriler Fed’in faiz artırımları konusunda temkinli olmayacağı ihtimalini güçlendiriyor. Piyasanın marjinal aralığa kayması durumunu ise 75 bps ihtimali fiyatlanırsa tecrübe ediyor olacağız. Haziran’da 50 bps artış kesin görünürken, piyasalar 3 tane 50 bps’lik faiz artışını ciddi şekilde değerlendirmektedir. Fed eğer ki %2,5-3 nötr faiz oranı varsayımı yukarı çeker ve bu aralığın ötesine geçerse, tahvil piyasası varsayımları ve değerlemeler de farklılaşacaktır. ABD TÜFE verileri, bu haftanın belirleyici etkisini yapacaktır.

ABD 10 yıllık getirileri %3 civarında seyrederken, önemli bir gelişme de Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) kararı olacaktır. ECB’ye dair varsayımlarda OIS fiyatlaması kümülatif 125 bps faiz artışı ihtimalini öne çıkarırken, piyasa varsayımları Temmuz ve Eylül aylarında 50’şer bps’lik faiz artışları üzerinde duruyor. 9 haziran toplantısına ilişkin olarak ise, faizlerin artmayacağı ve artış sinyali verileceği beklentisi var. Lagarde’ın açıklamalarında 50 baz puanlık artışa referans verilip verilmemesi veya faiz çıtasının nereye çekileceği konusu önemli olacaktır. Para politikası belirlemesinde enflasyon, büyüme oranı, faiz dışı fazla gibi paramatrelerin dengesi, Fed/ECB farklılaşmaları nedeniyle atılacak adımların niteliğini kritik bir dengeye oturtmaktadır. ECB beklentisi çok hızlı bir şekilde AB tahvillerine yansıyor. Merkez bankasının enflasyona karşı olan rotası ve Ukrayna savaşının getirdiği ekonomik etkiler, aynı zamanda birlik içinde Almanya, İtalya gibi ülkelerin farklı dengelerini ön plana getireceğiz. ABD-Alman tahvil faiz spreadi kadar, İtalyan-Alman spreadleri de önemli.

Asya kanadında, Kuroda’nın açıklamaları tahvil alımları yönünde olduğundan yendeki değer kaybı ön planda. Mayıs ayında faiz artırmaya başlayan Hindistan Merkez Bankası (RBI) ise, bu sabah 50 bps daha artışa gitti.

Türk varlıklarına bakacak olursak; Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan son açıklamalarında, artan enflasyon ve tahvil getirilerinde küresel bir ilerleme ortamında, zaten zayıf olan faiz artışı ihtimalini ortadan kaldırmış durumda. Erdoğan, Türkiye’nin “teknik” anlamda bir enflasyon sorunu olmadığını, daha çok yaşam pahalılığıyla ilgili bir sorunu olduğunu söyledi. Erdoğan en azından kısa vadeli faiz oranlarına ilişkin en açık mesajlarından birini vererek, faiz artışı olmayacağına, hatta faizlerin ineceğine dair değerlendirmede bulundu.

Bu ortamda TCMB’nin de şu anda devam eden politikasında bir geri dönüş yapmayacağını değerlendiriyoruz. Tüketici fiyatları nezdinde 1998’den bu yana en hızlı enflasyon oranına ulaşılmış durumda. Enflasyonda devam eden artışa rağmen merkez bankasının para politikasını değiştirmesinin ve faiz artırmasının olası olmadığına dair düşünce para birimi üzerinde istikrarlı bir şekilde baskı oluşturuyor. Lira son günlerde, Mayıs başından beri süregelen değer kaybı hareketini daha fazla hızlandırdı. Bu sene başından beri yaklaşık %20 değer kaybeden lira, gelişen piyasaların en kötü performansını göstermektedir. Türkiye, enflasyona göre ayarlandığında dünyanın en derin negatif politika faiz oranına sahip. Reel faiz oranlarındaki derin negative durum ve Fed’in politika faizini daha da artıracak olması, birçok Merkez bankasının sıkılaştırma yaptığı ortamda Türk varlıklarını ve risk göstergelerini daha fazla asimetriye maruz bırakabilir.

Kaynak Tera Yatırım
Hibya Haber Ajansı

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu